
Erciyes’te Hayal Kurmak
Hazırlayan: Haldun Aydıngün


Erciyes Dağı…
Uzun zamandır hiçbir dağcıdan hakkında heyecanlı bir söz duymadığım bir dağ. Tek duyabildiğim, “Yenileri götürcez Abi,” ya da buna benzer sözler.

Oysa Erciyes 4000 metreye yaklaşan yüksekliği ile, bomboş bir platonun üzerinde dikilen olağan üstü güzel bir dağ. Klasik dağcılar için de bir dizi rota sunuyor.
Bu rotaları ve çok daha fazlasını Kayserili dağcılar biliyor ama sanırım yurdumun diğer dağcıları var olanları da unutmuş gibiler. Birlikte elimizde neler olduğuna bakalım.

Hepimiz Şeytan Boğazı rotasını biliyoruz..

Nesrin Topkapı’ya da pek çoğumuz biliyor.

İşte size bir hayali rota. Bu rotaları Kayserili dostlarımız çıktılar. Ama biz uzakta kalanların da, sırf resimlere bakarak hayal etmemiz gerekmez mi?
Rotanın yukarıda sağa kıvrıldığı andan itibaren tamamı bir bulmacaya dönüşüyor ve dağcının sezgilerine gerçekten iş düşmeye başlıyor.

İkinci hayali bir rota. Yukarı bölümü tamamen size kalmış.

Varan “3”

İşte dördüncü rota. Hiç fena değil. Alt bölümlerinde bir iki ilginç pasaj olabilir.

Beşinci hayali rotamız. Alt bölümde kısa kaya pasajları var. İp, kazma, krampon, kaya tekniklerinin hepsinin temeli birden gerekiyor.

Doğu yüzdeki iki bilinen rotaya beş tane hayali rota ekledik. Etti “7”. Tabii ki sırt rotası var. Ama sorun şu; Doğu çanağının bir değil, iki tane sırtı var.

Bu sırtı da denemek gerekmez mi?
Neden ille de Erciyes diye soranlar için bir yanıtım daha var. O da şu: Bu rotalar klasik dağcılık yapan, ekstrem işlere girmek istemeyen, çalışan dağcılar için hayal edildi. Kayseri’ye uçak bağlantısı çok iyi. Havalandıktan üç saat sonra nefes nefese tırmanıyor olabilirsiniz.
Yani tırmanışların çalışan insanların kısıtlı hafta sonlarına sığabilme şansı çok fazla

Sırttan çıkarken zirve kütlesinin resmi.
Bu ve benzeri resimlerin çekilme nedenleri, çalışılacak rotaların farklı açılardan görülebilmelerini ve daha iyi değerlendirilebilmelerini sağlamak.

ERCİYES BUZUL….
Bir zamanlar her Türk dağcısının gönlünü titretirdi. Ancak uzun zamandır gözden düşmüş olduğunu düşünüyorum.

Buzulun ana rotası… Tarak kayaların ortasından geçip dümdüz zirve sırtına ulaşıyor.

Buzulun üzeri çok fazla kar yüklü olduğunda, çığ tehlikesi nedeni ile, alternatif bir kuzey rotası. Çıktığımızda çok keyif almıştık.

Bu dağı tanıyor musunuz?
Hemen söyleyeyim, Küçük Erciyes dağı. 3700 metre yüksekliği ile artık önemsenmeyen ana Erciyes’in yanında iyice gözden düşmüş bir dağ. Son yıllarda kimsenin tırmandığını duymadım.

Oysa ki çok keyifli tırmanış imkanları sunan bir yapısı var ve keşfedilmeyi bekleyen bir dizi rota içeriyor olabilir.

Bu rotayı bir buzul tırmanışı öncesi 1983’te çıktık. Çok keyifliydi.

Resimde böyle bir rota da görünüyor. Üst tarafları son derece zorlu olabilir. Kim bilir? Gidip araştırmak gerek.

Bir başka rota, ama son bölümü belli değil. Aşağıda çok güzel bir kar kulvarı ile başlıyor, ve büyük ihtimalle küçük bir sırt zirvesinin üzerinde bitiyor. Arkaya geçip esas kütleye gidilebilir mi? Gidip bakmak gerekiyor.

Hiç duymadığım bir çıkış. İki Erciyes arasındaki sırta varmayı ve rota araştırmaları yapmayı amaçlıyor.
Bu etkinlikten neler elde edilebilir?
Öncelikle 3500 metrelere kadar tırmanan başlı başına bir rota.
Hem Erciyes’e hem de Küçük Erciyes’e yeni rotaların araştırılmasına izin verir.
Dağın Güney batı tarafına ulaşımı açabilir.

Bu resimde neresi görülüyor ve nereden çekilmiş?
>> Erciyes zirve ve Küçük Erciyes’in zirvesinden çekildi (Mayıs 1983)
Buzul resmin solunda kalıyor.

Güney Batı’dan, büyük ihtimalle daha önce kimsenin tenezzül edip de denemediği iki tane zirve rotası görülüyor. Araştırma tırmanışının varacağı sırt resmin altında görülüyor. Sırtın sağ tarafı nasıl acaba? İnişe izin verir mi?
Bir de “Bu noktaya dikkat” noktasına dikkat edin. Biraz sonra ilginç bir öneri olarak karşımıza çıkacak.

Bu sefer klasik sırt rotasından zirveye yaklaşıyoruz.

Alp dağlarındaki ilginç geleneklerden birisi de zirve sırtlarında buldukları her kaya sivrisine tırmanmak olmuştur. Bu resimde çok zevkli ve biraz zorlu bir öneri var.
Büyük ile küçük zirve arasına kamp attıktan sonra iki gün içinde zirve civarındaki tüm kaya sivrilerine çıkılıyor. En büyük sorunu da “Ana problem” olarak işaretlediğim nokta oluşturuyor. Daha önce kimse çıkmamış olabilir. 3800’lerin üzerinde, kendi başına bir kaya problemi. Ya doğrudan kendi zirve noktasının altından duvar tırmanılacak ya da kendi sırtının altlarına kadar inip, zayıf noktası aranacak.
Ağır kamp koşulları ve çözülecek bir dizi tırmanış problemi ile bence klasik dağcıları çok eğlendirebilecek bir proje… Yapmak isteyen var mı?

Tamam, zirveye çıkmayalım. O zaman dağın 360 derece çevresini, sürekli 3000 metrenin üzerinde kalarak geçelim.
Bu da kendi başına bir hedef. Hem de her mevsim bambaşka bir zorluğa bürünebilecek bir hedef.
--------------------------------------------------------------------------
HASAN DAĞI

Kamp Yerleri ve Rota Bilgisi:
Karbeyaz otel önüne 26 Eylül Kamp 27 Eylül sabahı Hasan Dağı Yılan kar rotasından 3268m Zirve tırmanışı aynı gün aynı yoldan 15.30 civarı dönüş. Yaklaşık tırmanış 6.30 saat iniş 4.00 saat olarak planlanmıştır.
25 Eylül 2009
25 Eylül akşamı saat 21.30’da Selçuk İlçesinden; Selçuk’ tan Neşe YOLCU, Hulusi KAYA, Özgür AYDOĞAN, Ulaş KAYA ; Söke’ den Özel PAK, Hümeyra YIKILMAZ, İsmail DEMİRCİ, Savaş ADAKALE ; İzmir’ den Vardar AÇAN, İsmail IŞILDAK olmak üzere 10 kişi ile harekete başladık.
26 Eylül 2009
Hasan Dağı zirve tırmanışı 3268 metrede tek bir zirve yapılacak şekilde planlanmıştı. Ekibe katılan sporcuların bir kısmıyla da Aksaray’ da buluştuk. Dostlarımdan İstanbul’dan gelen Süleyman ERGÜN ve Senem Ergül; Aksaray’dan Sultan Altan; Tunceli’den Bülent AK ; Niğde’den Ali HAVZAN’ın katılımıyla ekibimiz son halini aldı.
Aksaray Jandarma Komutanlığından son izin ve bilgi işlemlerimizi tamamlamak için bir sure bekledik. 08.15 Sabah kahvaltısı için Kurşunlu Camiinin oraya doğru (heykelin olduğu meydan da deniyor) yola çıktık. Hasan Ustanın lezzetli kahvaltısını deneyimlemek için 08.25 gibi lokantaya vardık. Küçük bir işletme ve kahvaltısı oldukça güzel.
Aksaray yaklaşık olarak 905m kotunda. Bugünkü hava sıcaklığı 25 ° C ve oldukça iyi. Tuvalet ihtiyacımız için Kurşunlu Camii arkasında bulunan tuvaletleri kullandık.
Kamp yerinde ihtiyaç duyabileceğimiz son alışverişlerimiz için Garaj istikametinde sağ tarafta bulunan Ceylanlar Markete gittik. 10.35 yolumuzun üzerinde bulunan Ihlara Vadisine ziyaret için oradan ayrıldık. Şeyh Veli Somuncu Baba Türbesi yanında geçtik ve yolumuzun sağ tarafında mezarı olmayan mezarlık denilen yeri gördük. Ihlara Vadisi yolu üzerinde yok denebilecek kadar az ağaç var. Saat 10.50 sularında Doğantarla’ dan geçtik. Yolumuz üzerinde bolca kabak tarlaları olduğunu gördük. Burada kabak çekirdeklerini kuruttukları yerleri görmek mümkün.
Saat 11.26 sularında Ihlara Vadisine ulaştık. Ihlara Vadisinde Erciyes ve Hasan Dağı tüflerinin oluşturduğu morfolojinin insanı büyülememesi elde değil. Yaklaşık 300 basamak merdiven ile vadi tabanına iniş yapabiliyorsunuz. Vadi içersindeki patikaları kullanarak yaklaşık 3.5 saatlik bir zaman ayırarak vadiye güzel bir ziyarette bulunabilirsiniz. Ihlara Vadisi sit alanına girdiği için doğa yürüyüşünden başka faaliyet yapmak mümkün değil. Vadi içersindeki su akışını görebilirsiniz. Vadi genel olarak dike yakın (50 metre) bir şevle kesilerek oluşmuş. Dik yamaçlara oyularak açılmış yaşam izlerini görmek mümkün. Güzel bir gözlem için vadinin üst tarafındaki balkonları kullanabilirsiniz. Vadi yamaçlarında devrilen ve yuvarlanan bloklar yer yer vadi tabanını doldurduğunu gördük. Burada hava açık ve güneşli, yaklaşık sıcaklık 29 ° C , yaklaşık basınç 875 hPa ve yükseklik ise 1200 metre civarında. Ihlara vadisinde konaklamak için H & J Vadibaşı turistik tesisleri var. Konaklamak için biraz pahalı bir yer ama mevki oldukça güzel.
Saat 12.10 gibi Helvadere mevkiine doğru yola çıktık. Hasan Gazi Soyundan Baydı Hatun Türbesini yolun sol tarafından görerek yolumuza devam ettik. Bölgede Romalılar döneminden kalma yapılar gözümüze çarptı. Helvadere de bolca alabalık tesisi bulunmakta. Biz de güzel bir ziyafet için Saray Gölbaşı Alabalık Tesisinde gittik. 12.40 gibi güzel bir yemekli öğle molası verdik. Tesiste 1 porsiyon alabalık + salata + çaya 5.00 tl ödedik. Ekstra içecekler biraz pahalı ve genel olarak balık tesislerinde bu uygulama var. 14.30 gibi kamp yerine doğru yola çıktık.
Saat 15.00 kamp yerine varış. Çadır sayısı 8. Yükseklik 1956 metre.
Kamp yeri koordinatları; Enlem: 38 ° 09’ 34’’ K ; Boylam: 34 ° 09’ 52’’ D
Kamp yerinde kayada iple antrenman yaptık saat 15.53 – 18.00. Ardından akşam yemeği için hazırlık yaptık. 18.30 gibi karanlık çökmeye başladığında hava sıcaklığı 9 ° C civarında idi. Saat 19.00 civarında yemek işimizi de aradan çıkarttıktan sonra hazırlıklar ve güzel bir uyku için birer ikişer çadırlarımıza çekilmeye başladık. Yatış saati 20.00.
Zirve tırmanışlarında gece yürüyüşü ile başladığı için uyku saatleri biraz erkene almak durumunda kalıyorsunuz. Yatmadan önce ay yoktu ve yıldızların ışık dansını izlemeniz mümkün oluyordu. Gökyüzünde bu kadar yıldız olduğunu hiç görmemiştim. Gece biraz soğuk olması nedeni ile güzel bir çadır, uyku tulumu ve mat ile keyifli bir uyku yaşayabilirsiniz. Uykunun sorunsuz olması tırmanış esnasındaki performansınızı gerçekten etkiliyor. Bu konuya biraz daha hassas yaklaşmanızı tavsiye ederim. Ve uyumadan önce tuvalet ihtiyacınızı giderin. Uyku esnasında herhangi bir sebeple çadır dışına çıkmak tekrar uyumayı zorlaştırıyor. Çadır içersinde sıvı dökmemeye dikkat edin, eğer böyle bir durum olursa mat veya diğer eşyalar ıslanmadan hemen kurulayın. Siz fark etmesenize uyku esnasında sizi çok fazla üşütüyor ve performansınızı olumsuz etkiliyor. İçliklerinizle uyku tulumuna çoraplarınızı eldivenlerinizi berenizi çıkartarak girin. Yeterli kan dolaşımı sağlamak dinlenmeyi olumlu yönde etkiliyor.
27 Eylül 2009
Gece kalkış ve hazırlık : 02.10
Yanımıza yeterli yiyecek, 1,5 lt su, çikolata ürünleri, kramp azaltmak için potasyumca bol kayısı kurusu, dut kurusu, ceviz, incir, çabuk enerji veren yiyecekler ve diğer teknik malzemeler ile hazır olma saati 02.43. Çantanızı uyumadan önce hazırlarsanız ve uyumadan termosa yeteri kadar sıcak su depolaması yaparsanız uyandığınızda ısınma ve atıştırmada kolaylık sağlayacaktır. Suyu genelde çay hazır çorba ve tang gibi ürünlerle tüketmenizde fayda var. Vücudunuzun hidroliz dengesini sağlamanız çok önemli.
Tırmanışa başlama saati 03.12, hava sıcaklığı 7 ° C. Tırmanış ekibi 14 kişi, ay yok, görüş kafa lambaları ile sağlanıyor. Yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşten sonra 03.30 gibi 3 dakikalık soyunma molası verdik, vücudumuzun ihtiyacı olmayan giysileri bir tabaka çıkarttık. Bunu terlemeyi dengelemek amacı ile yaptık. Yürüyüş esnasında düzensiz terlemek halsizliğe ve hipotermiye kadar götüren sorunlara sebep olabilir.
İlk 36 dakikadaki yaklaşık tırmanış 145 metre.
2245 metre ; 04.24 ; 3.6 ° C
2425 metre ; 05.05 ; 0 ° C
2475 metre ; 05.18 ; - 0.7 ° C
2550 metre ; 05.41 ; 0.5 ° C ,Neşe hanımda halsizleşme ve müdahale. Vardar bey ve Neşe Hanım geri dönüşü.
2675 metre ; 06.15 ; 1 ° C ,Çarşaka giriş.
2835 metre ; 07.02 ; 5 ° C
2940 metre ; 07.36 ; 3 ° C ,3dakikalık mola, atıştırma, sıvı, yer yer sis içersindeyiz. Hava basıncı 694 hPa
3075 metre ; 08.13 ; 1 ° C
3110 metre ; 08.43 ; -1 ° C ; 690 hPa
ZİRVE: Saat 09.05, Yükseklik; 3268 m. 680 hPa, Zirvede toplam 15 dk. ziyaret, ayrılış 09.20.
Yemek molası: 09.40 3055 metre, 1.3 ° C , hareket saati : 10.05.
Şu ana kadar inişte herhangi bir sıkıntı yok. Görüş oldukça iyi , keyifler yerinde. Zirvede biraz durup fotoğraf çekildik ziyarette bulunduk. Zirveden Erciyes Dağı net olarak görünüyordu ve manzara anlatılamayacak kadar güzeldi. Toplam 12 kişilik ekip ile zirve yaptık. Hava güneşli ve ısınmaya başlıyor. Yemek molasından sonra inişe geçiyoruz. Önümüzde uzun bir çarşak inişi var. Çok dikkat etmemiz gerekiyor. İniş esnasında sağ sol yamaçtan ve ortadan gelen düzensiz tırmananlar var, kaskları ve hiçbir teknik malzemeleri yok. Tırmanış için uyarıda bulunduk. Umarım sağ salim dönmüşlerdir.
Saat 11.12 civarında inişte ufak bir mola verdik 5 dakikalık, atıştırma ve sıvı ihtiyacı için. 11.20 de hareket ettik. Burada yükseklik 2730 metre idi. Çarşak inişi keyifli ancak çok dikkat etmek gerekiyor. Tehlikeli bir durum söz konusu olabilir.
Sonunda 13.22 de kamp yerine eksiksiz 12 kişi aynı anda giriş yaptık. Birbirimizi kutladık ve kucaklaştık. Fotoğraflar ile bol bol anı kaydettik. Hasan Dağı bir kez daha bizlerin ziyaretini geri çevirmedi ve sorunsuz bir tırmanış gerçekleştirdik.
Hazırlayan: Ulaş Kaya
HASAN DAĞI SÖYLENCESİ
--------------------------------------------------------------------------
NEA EPHESOS KATARINI (YENİ EFES)
Mübadele nedeni ile İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Şirince (Çirkince) köyünden ayrılıp Yunanistan'a göç etmek zorunda kalan insanların Türkiye hasreti izleyen herkezi duygulandırıyor. Yunanistan'da mübadele sonrası yerleştikleri köylerinde yani Nea Ephesos Katarini (Yeni Efes) köyünde görüştüğümüz bu yaşlı insanın sözleri bir anda odadaki herkezi duygulandırıyor. Türk insanını el üstünde tutan, misafir eden ve bırakmak istemeyen bu insanlar Türk ve Rum dostluğu için bir köprü oluyorlar.
--------------------------------------------------------------------------
KIZILCA KÖYÜ \ TERCAN \ ERZİNCAN

(2006 Senesi Kızılca'ya ilk seyahat)
Çok yerde misafir oldum ama bu sefer farklı kendi köyümde kendi bölgemdeyim.Çok özel bir yer olması gerekmez köyüm olması benim buradan inanılmaz zevk almam için yeterli oldu.Aslında Tunceli Nazımiye'den gelmişiz Kızılca Köyüne.Dedemin yaklaşık 18 yaşlarında geldiği babamın doğup gençliğine kadar yaşadığı bu köy eski Dersim sınırları içinde,dolayısıyla ata toprakları diyebilirim.
Cumhuriyet'le beraber sınırların değişmesi bu köyü Erzincan sınırları içinde bırakmış.Fakat sadece benim ailem değil bütün köy halkı gerek ırk gerekse kültürel açıdan Dersim ahalisinden diyebilirim.

Kızılca köyü Mermer ocakları Tercan barajı suyu uydudan rahatça görünüyor.
Köye gelmeden Tercan'da bakkal işleten ve aynı zamanda köylümüz olan Ali Ekber ÜLKER dede'ye misafir oldum. Bu arada Tercan'ı dolaşma imkanı buldum.
Tarihi bir ilçe olan Tercan'ın eski ismi Mamahatun.Büyüklerim geçmiş günlerden bahsederken sıkça bu ismi duyardım fakat Tercan'ın eski ismi olduğunu yeni öğrendim.
Bakkalda rastladığım köylülerimle köye gitmek üzere yola çıktık. Köye vardığımızda hava kararmıştı.Büyüklerimin mezarlarını ziyaret etmem için bir gece beklemeliyim.Fotoğraf makinem hazır sabahı iple çekiyorum. Köyünü uzun zamandır göremeyenler olduğunu biliyordum.Sabah kalkınca ilk işim çevreyi gezerek kamera ve fotoğraf makinesi ile koyumüzü görüntülemek oldu.Sizlere bu görüntüleri sunabildim, bana kalan ise köyde geçirdiğim bir kaç günün anılarıydı.
Dedemin kız kardeşi Fidan AYDOĞAN'ın mezarı.
Erzincan'a 88 km uzaklıkta, 1592 km² yüzölçümlü Tercan ilçesinin nüfusu 1997 yılı nüfus sayımına göre 31.430'dur.Eski bir tarihi olan ilçe, Urartular ve Asurlular'ın etki alanı içinde kalmıştır. Tercan, daha sonraları sırasıyla Medler'in, Persler'in, İskender İmparatorluğu'nun, Araks Devleti'nin ve Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girdi. Malazgirt Savaşı'nı izleyen dönemlerde, Mengücek Beyliği'nin yönettiği yöre, sonraları Eretna Beyliği'ne bağlandı. Timur'un saldırılarına da uğrayan Tercan, uzun bir süre Akkoyunlular'ın yönetiminde kaldı.
Otlukbeli Savaşı'ndan (1473) sonra Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıysa da, Akkoyunlular Tercan'ı, bir süre için geri aldılar. Tercan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında kesin olarak Osmanlı egemenliğine girdi.
TARİHİ -TURİSTİK YERLER
Çadırkaya bucağında Çadırkaya tepesi, Konarlı köyünde Şirinli kale, Esenevler köyünde Şirinkayalar mağaraları, Üçpınar köyünde Vank kilisesi, yörenin ören yerlerindendir.

Kadın Hükümdar Mama Hatun ve Külliyesi
Saltukoğulları Hükümdarı II. İzzettin Saltuk'un kızı olan Mama Hatun, 1191 yılında Saltukoğulları Beyliği'nin hükümdarı olmuştur. Eyyubiler'in Ahlat'ı kuşattıkları sırada çevre beyliklerine ait ordularla, Ahlat'a yardıma giden Saltuklu kuvvetlerinin başında bulunmaktaydı.
Hükümdarlığının ilk yıllarındaki durumu açıklık kazanmamış olmakla beraber, yeğenlerine karşı kararlı ve güçlü bir şekilde mücadele ederek 10 yıl hükümdarlığını sürdürmüştür.Mama Hatun'un Mısır ve Suriye Meliki El Adil'den kendisine uygun soylu biriyle evlenmesi konusunda istekleri gerçekleşememiş, kadın hükümdar olmanın güçclükleri nedeniyle siyasi yaşamından ayrılmıştır.
Onun daha sonraki yıllarda nasıl yaşayıp, kaç yaşında öldüğü bilinmiyor. Ancak, hayatının son yıllarını Tercan'da geçirmiş olması ve buradaki türbede defnedilmesi ile Tercan, bir süre onun adıyla anılmıştır. Bu soylu kadın hükümdar, Tercan'da Orta Çağ Türk mimarisinin en ilginç ve önemli eseri kervansaray, hamam, mescit ve kendi türbesinden oluşan büyük bir külliye inşa etmiştir.
Mama Hatun Türbesi: Saltuklu dönemine ait olan türbenin, 1192 yılında ölen Saltuklu Erzurum sahibesi Mama Hatun için yaptırılmıştır. Mimari Ahlatlı Ebul-nema bin Mufaddalü'l-Ahval'dir. Türbe, dairesel planlı mimari özelliği ile Anadolu türbe mimarisi içindeki tek özgün eser olarak dikkat çeker. Türbe kapısı üzerinde bulunan 5 kitabenin dördünde Kur'an'dan alınan ayet, Hazret-i Muhammed ile 4 Halifenin adları, birinde ise mimarın adı yazılıdır. Ortadaki sivri külahlı kümbet, kimi ayrılııkları dışında, genel çizgileriyle Ahlat kümbetlerini andırmaktadır. Sarımsı kesme kireç taşından inşa edilen yapı, iki bölümden oluşur. Ortadaki kümbet ve çevresinde 2.50 m kalınlığında dairesel duvarla çevrilmiştir. Çevre duvarı, içten 11 nişlidir. Bu nişlere Mama Hatun'un yakınlarının sandukaları yerleştirilmiştir.
Mama Hatun Kervansarayı, Hamamı ve Mescidi:Yapım kitabesi bulunmayan kervansarayın 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. T.Erdoğan Şahin; A.Tevhid ve Ravendi'yi kaynak göstererek yapının 13. yüzyılda inşa edildiği görüşündedir.
Türbenin 30 m doğusundadır. Onarımlar nedeniyle özgün biçimini yitirmiştir. Yakın bir geçmişte çevre düzenlemesi ile birlikte restorasyonu yapılmıştır. Ana hatlarıyla Osmanlı kent hanları planındadır. Sarımsı renkte, düzgün kesme kireç taşı ile inşa edilmiştir. Çevre duvarı konik çatılı 16 silindirik yarım kuleyle desteklenmiştir. Doğuda sivri kemerli taçkapı vardır. Girişin sağ ve solunda dikdörtgen planlı mekanlar sıralanır. Ortada üstü açık avlu, kuzey ve güneyinde yük hayvanları için uzun ahırlar ve bir dizi hücre bulunmaktadır. Planı ve mimari özellikleriyle 12. yüzyıl sonunda yapıldığı sanılmaktadır.
Kervansarayın kuzeydoğu köşesinde yer alan Mama Hatun Hamamı, kitabesi olmamakle birlikte kervansarayla aynı zamanda yapıldığı sanılmaktadır. Orijinal özelliklerini oldukça yitirmiştir.Külliye içerisinde bulunan ve Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği mescit, I. Dünya Savaşı'nda yıkılmış, daha sonra yerine bir cami inşa edilmiştir.
Kötür Köprüsü:Tuzla suyuyla, Karasu'nun birleştiği yerdedir. Tümüyle yontma taştan olan yapının, günümüze yalnızca ayakları kalmıştır.
Pekeriç Kalesi (Çadırkaya):İlçenin Çadırkaya beldesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 100 m yüksekliğinde doğal kayadan oluşmaktadır. Kayaya oyulmuş odalar, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır. Surlardan günümüze çok azı gelebilmiştir. Kalıntılar buranın çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir.
Abrenk (Vank) Kilisesi:Üçpınar köyü yakınlarındaki Vank dağının güneydoğusunda, çukurca bir alan içerisindedir. Giriş kapısının üzerinde 1854 tarihi yazılıdır. Kilise ile birlikte bir şapel ve iki adet dikili taş bulunmaktadır. Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekici olup, 12. yüzyıldan sonra Selçuklu Beyi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeleri taşırlar.
Kefrenci Tapınağı:İlçenin Oğulveren köyündedir. Bezemeleri önem taşımaktadır. Yapı, Pers özelliğine sahiptir.
Oklu Baba:İlçeye 20 km uzaklıkta, Çadırkaya beldesinde bir tepe üzerinde bulunan mezarlık, savaşta ok ile şehit düşen bir ermişe ait olduğu söylenir.
Ağ Baba:İlçeye 15 km uzaklıkta Akyurt köyünde, Ağaçlık ve sulak bir mesire yeridir. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan bu yer, ziyaret edilmekte ve kurban kesilmektedir.
--------------------------------------------------
Nazımiye Yukarı - Aşağı Doluca Köyü (Harik)

Yukarı - Aşağı Doluca Köyü Yukarıdoluca ve Aşağıdoluca, Tunceli'nin Nazımiye ilçesine bağlı bir köydür.Köyün eski ismi Aşağı Harik (Xarige Bineni) Yukarı Harik (Xarige Sereni) olarak bilinir.
Xarige Dersim dilinde hastalık rahatsızlık benzeri bir anlama gelir. Köydeki kaplıcaya şifa bulmak için gelen hastalar nedeni ile bu ismi almış olması kuvvetle muhtemeldir.
Tunceli'nin Nazımiye ilçesine bağlı Doluca köyü (Harik köyü)mermer ocağı ve şifalı kaplıcasıyla biliniyor.
Doluca köyü romatizmal hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri ve kadın hastalıkları tedavisinde şifa olan kaplıcasıyla ve mermer ocağıyla tanınmaktadır. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İklimi, karasal iklim kuşağı etki alanı içerisindedir. Tunceli iline 53 km, Nazımiye ilçesine 17 km uzaklıktadır. Doluca, bucak olarak Dallıbahçe bucağına bağlıdır. Doluca'ya Çayır, Çevik, Bayır, Hatun, Geriş, Ustalar mezraları bağlıdır.
2000 yılı sayımına göre nüfusu 426 olan köy, Kuzey - Güney istikametinde meyilli bir saha üzerinde ve az dağınık olarak kurulmuştur. Doğusunda Hasır, batısında İngize ve Serçe sırtları, kuzeyde Aşık tepesi, güneyde Pas suyu vardır. Şir i kurt, zarifet, köyün başlıca yöresel yemeklerindendir. Köyde ilköğretim okulu var ama kullanım dışıdır.
Kaplıca :
Nazımiye İlçesi, Aşağı Doluca Köyünde Vadi içerisinde yer alan kaplıcanın çevresinde küçük ağaçlardan oluşan ormanlık alan bulunmaktadır. İlçe merkezine 16 Km. uzaklıktaki kaplıcanın tek kaynaktan çıkan suyunun akım değeri 2 lt/sn, sıcaklığı 39 oC, PH değeri 5.0'dır.
Harik Kaplıcasında bir konaklama tesisi vardır. Kalsiyum sülfatlı ve sıcak sular grubundan olan kaplıca suyunun romatizmal hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri ve kadın hastalıkları tedavisinde banyo olarak kullanılması uygun görülmektedir.
Araştırma : Özgür AYDOĞAN
 |